Özgeçmiş

1974 Şubat, Üsküdar’da doğdum.

1980’ler ilkokul yılları ve evimizin yanındaki pastahanenin imalathanesinde kaçak işçilik dönemleri. Dükkanın önünde oyun, içeride oyun. Hamurların nasıl poğaça, galeta, pide ve açmaya dönüştürüldüğü , kefeli terazide tartıldığı ve tezgah seviyesindeki bakışımdan çok net kalan görüntüler.

Tebeşirle asfalt üzerine çizdiğimiz ve oynadığımız çeşitli oyunlar, sokak sokak gezdirdiğimiz plastik telli arabalar, tahtadan yaptığımız bilyalılar, paramız olduğunda Erdoğan abiden kiraladığımız dökük bisikletler, yüksek kilise duvarına ya da ağaçlara tırmanıp farklı açılardan seyirler, toprak kaldırım ve parkların, her boşluğa beton dökülmediği için  oynanabilen misket ve çivi oyunları ile hatırlanan yıllar.

Kitapların sobalarda yakıldığı ya da bahçelere gömüldüğü zamanlar.

Bazı evlerin duvarlarının kalınlığı ya da yüksekliği ancak çok sonraları anlayabildiğim bir sessizlik ve karanlıkla kaplı aynı zamanda. Tedirgin ve endişeli bakışlar kalmış aklımda. O evlerin içindeki çocuklarla oynayamama halinin anlamsızlığı ve huzursuzluğu. Gözden uzak, kendi aralarında ve sessiz oyun oynayan çocuklar. Bir hüzün getiriyor bugünlere benimle. Komşumuz Agop abinin babasının 8 kişilik amerikan bir dolmuşu var. Sokakta manevra yapıp evinin önüne park etmesi kadar mesafe ve sürede arabaya binmenin keyfi, dolmuş kokusu.

23 Nisan törenlerinde bando takımında bir müzik aleti ile tanışmak.

Bağlarbaşı ilkokulunun bahçesindeki oyunlar ve yaramazlıklar.

Uzun kar tatillerinde, paltomun etekleri buz tutana kadar kartopu oynamak, hava kararana kadar yokuşlarda kaymak. O zamanlar teknoloji gelişmemiş. Sobalarda yanan odun ya da kömür külleri, büyükler kayıp düşmesin diye, buzlanan yerlere dökülüyor sadece. Tuz ya da kimyasallar yok ya da daha az.

Jetonla çalışan sarı ya da kırmızı (hangisi önce bilmiyorum) telefon kulübelerinde çocukların masal hattını dinlemesi. Mahallede birkaç kişinin evinde telefon var.

Diğer milli bayramlarda caddelerden geçecek askerlerin ve tankların yolunu gözlemek. Bayrak sallamak.

Dini bayramlarda bütün ailenin toplandığı sofralar, kuzenler ve arkadaşlarla oyun oynamak. Bayram harçlıklarını biriktirmek. Çatapatlar, mantar tabancaları, ağızda patlayan şekerler ve biriktirilen sakız kağıtları.

Bugün alışveriş merkezi ve bir sitenin olduğu koruda piknik yapmak, oyunlar oynamak. Biraz aşağısındaki araba hurdalığında araba hatta uzay gemisi kullanmak.

Aile toplantılarda Barış Manço taklidi yaparak eğlencenin bir parçası olmak. Kalabalık ve duman altı odalar. Televizyonun açılacağı saatleri bekleyip, İstiklal Marşının ardından renk skalası ve karlı ekran görüntüsünü de gördükten sonra rahat etmek.

‘Uykudan önce’ ve sonrasında gizlice televizyon seyretmeye çalışmak. Önünden geçen bir fındık faresinden korkarak yakalanmak ama fare sayesinde kurtulmak.

1980’lerin sonlarında kendini ait hissetmediğin bir çevreye taşınmak. Okuldan kaçmak için okula gitmek. Neden okula gittiğini bilmemek. Kendini korumak için cesaretli görünmek ya da beladan uzak durmaya çalışmak. Korkmak!

Aşık olduğunu düşünmek.

1990’lı yılların başında muhasebeci olmak için Ticaret Lisesinden mezun olmak. Olamamak ve kalemi bırakıp kaçarken aynı şirketin kurumsal tanıtım işlerinde çalışmak üzere keyifli, yoğun çalışmak. Fotoğraf çekmek, gezmek, görmek, anlamaya çalışmak.

1993 Aşık olmak

1995 yılının başında Güzel Sanatlarda okumak için geceli-gündüzlü, durmadan çalışmak.

Marmara Ünüversitesi Heykel Bölümünü kazanarak 2 yıl orada geçirmek. Keyifli geçen tek ders Temel Sanat Eğitimi.

1997 Mimar Sinan Üniversitesine geçiş yapmak ve hem çalışmak, hem okumak. Aradığını bulamamak.

1999 Depremden etkilenmek, heykel bölümünün çatırdaması ve yenilenme çalışmaları. Uzayan okul.

2002 yılında mezun olup hala diploma almamış olmak.

Asker olmak ve sivil olmak arasında çok şeyi sıfırlamak.

Heykel yapmak ve aynı zamanda garson olmak. Heykel satamayıp, reklam ve film sektörüne dönmek.

2005 evlilik

Dekor işleri, film işleri, pis işler ve güzel arkadaşlıklar.

2010 Çitlembik kafeteryada yönetici olmak 🙂

Zor zamanlar, yorucu, bazen sıkıcı

Keyifli arkadaşlıklar ve ara ara eski işlere geri dönüş.

2010 Haziran Eren gelir hoş gelir

2011 Eren’in doğumuyla özellikle gıda güvenliği ile ilgili farkındalıklar dönemi ve güvendiğimiz çiftliklerden alış-veriş dönemi ve Buğday Derneği ile ilk tanışıklık ve Organik pazarlara ilk adım. Pahalı gibi…

2013 Şubat Kentsel dönüşümün Çitlembik Kafeteryayı tasfiyeye zorlaması ve kapanışın ardından bir dönüm noktası.

Eren ve ben evdeyiz. Daha ev beyi olduğumu bilmiyorum. Birkaç seçenek var. Ya annelerimiz bakacak Eren’e, ya  2.5 yaşında tam gün okula gidecek  ya da ben bakacağım.

Gezi Parkı olayları sırasında Eren çok huzursuz. Biz evden ayrılamıyor, kapılar kapalı duruyoruz neredeyse. Eren’in doğum gününü yapamadık, dışarıda insanlar zarar görürken.

Ben, Eren ve ev işleri arasında parklar, bahçeler, oyunlar, atölyeler ve…

2013 Aralık Salt Beyoğlu’nda ekşimaya takasında ilk ekşi mayamızı evimize getirdik ama bakıp, büyütemedik.

Gıda Topluluklarının içinde olmak ve Yeryüzü Derneği Topluluk Destekli Tarım Projesine katılmak.

2014 bahar ayları, Defne Koryürek’in tespitlerinden yola çıkarak evdeki tüm temizlik yaptığını düşündüğümüz malzemelerin çöpe gitmesi. Yerlerine,  http://www.zehirsizev.com/ dan tarifler, sirke, karbonat ve organik temizlik malzemeleri. Yeni mayalar beslemek büyütmek, tarifleri takip etmek, oyun oynamak, ekmek yapmak, denemek.

Ev beyi ve baba olmayı anlamaya çalışmak. Kendimizi bir yere koymaya çalışmak. Etrafında benzer bir örnek bulamamak ve yalnızlığı hissetmek. Kolay değil.

2014 Eren 4 yaşında. Okula göndermek yerine, bazı derslere başlamasını istiyoruz. Piyano, jimnastik, yüzme derslerini deneme yaklaşık bir yıllık jimnastik ve hala devam eden piyano dersleri.

Aynı zamanlarda bütçe açığını kapatmak için ekolojik kaygıları olan bir iş arayışı.

2014 Kasım, ekmeğin bir işe dönüşme fikri konuşulur ve haftasında 30 ekmek pişirilir evde. Ekmek için katılım bedelini adet ve ihtiyacımızı karşılayacak miktara göre ayarlama dönemi.

Bir iş olmamasına karar verdik ve endüstrileşmeden üretim yapmaya karar verdik.

Fırınımdan Ekmekler halen devam ediyor. Bir sonraki yazıda Fırınımdan Ekmekler akışını fotoğraflarla birlikte paylaşacağım.

Sevgiler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

“Özgeçmiş” için 4 cevap

    1. Sibel, vakit buldukça bir çırpıda yazıp genelde fazla da içeriği ve kurguyu düzenleyemeden gönderiyorum. Yoksa hiçbir şey çıkmıyor. Ancak yazım yanlışlarını düzeltmek için şöyle bir gözden geçiriyorum. Sırada yakın dönem var. Araya bir şeyler koymadan yazabilirsem güzel olacak. Teşekkür ederim yorumun için.

  1. Sizi tebrik etmek için yazıyorum. Sanırım kendi çabalarınızla, kendi kendinizi eğiterek ekmek yapma işine girmişsiniz. Ben de kendi çapımda on seneyi aşkın süredir evde kendi ekmeğimi kendim yapıyorum – o yüzden ekmek yapmanın, hem de kendi hazırladığınız ekşi mayayla, ne kadar zahmetli bir iş olduğunu görebiliyorum. Ev şartlarında yapıp, başka insanlara ulaştırmak büyük bir başarı. Ekmek fırınlarının çoğu (hiç bana kızmasınlar) yaptıkları işi ciddiye almıyorlar. Ben de çevremde güzel ekmek bulamadığım, biraz da meraklı olduğum için ekmek yapmaya başladım. Şunu da itiraf edeyim; mutfak işini çok severim ama ekmek yapmak ayrı bir mutluluk kaynağı. Ekmek yapmakta ayrı bir gizem, ayrı bir büyü var sanki. İnşallah daha da başarılı olursunuz. Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

    1. Çok teşekkür ediyorum, gerçekten keyif almıyor olsam sanırım 1 yıl kadar önce bırakmam gerekirdi ekmek yapmayı. Henüz yazmayı başaramadığım haftalık bir programım var ki, gerçekten belki de devam etmek biraz delice. Yakında haftalık uygulamak istediğim ancak uygulayabildiğim programımı yazdığımda gelecek mesajları merak etmiyor değilim. Fırıncılar keşke kızsalar da bizden daha kaliteli, güvenilir ekmek yapsalar. Ama durumun tahmininizden de kötü olduğunu söyleyebilirim. Şehrin neredeyse her sokağında, her köşe başında satılan ve günlük yüz binlerce satılan simitin bile ne kadar sağlıksız olduğunu bilemezsiniz.
      Hayalim binlerce, on binlerce ekmek yapmak değil. Bu konuda bir farkındalık yarattığımızı söyleyenler var mesela. Aylardır bize gelen mesajlar bu tespiti doğruluyor. Yaptığımız ekmeğin adedi belli bunun üzerine çıkmamız da şu anda mümkün görünmüyor. Ama çok üstünde bir talep var. Biz ise bu ezberleri bozmak niyetindeyiz. Örneğin, ulaşamadıklarımıza ‘lütfen ekmeğinizi kendiniz yapın’ yapamıyorsanız ekşi mayalı ekmek yapan ve yakınınızda olan bir tanıdık bulun, olmadı birisinden öneri alın, o da olmadı mahalle fırınınızı zorlayın, malzemelerini nereden aldıklarını sorun diyorum. Ekmek verdiklerime ilk söylediklerimden birisi de ‘lütfen az, dikkatli yiyin’ oluyor.
      Ekolojiye, karbon ayak izine, alışkanlıklarımıza ve yaşam şekillerimize dikkat çekmek istiyorum. Artık uyanmamız gerekiyor. Önümüze konan her şeyi yemek zorunda değiliz. Sorgulama zamanı gelmedi mi artık?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir